Odamın tozlu zemini üzerinde duran masa lambasının ampulü temassızlık yapıyor bir süre. Yaklaşık bir haftadır aralıksız yanıyor garibim, cayır cayır. Kapüşonlumun kolunu eldiven gibi kullanıp yerine oturtuyorum ampulü her seferinde. Bu böyle birkaç defa tekrar ettikten sonra ışık hepten sönüyor; bir daha da gelmiyor geri. Sıcaktan kavrulmuş teller daha fazla dayanamadılar, diye düşünüyorum. Zaten bu kadarını bile beklememiştim; bir hafta boyunca aralıksız yanmasını ampulün. Hayatım boyunca beklentilerimi düşük tuttum. Yaşam felsefem daha az beklentiye kapılıp, sonuçtan daha fazla tatmin olmak üzerine kurulu, temelsiz ve tamamen savunmaya dayalı bir oyun anlayışıydı. Kuralına göre oynadığımı düşünmek özgüvenimi artırıyor; bir yaşam stratejisine sahip olmak ise beni güçlendiriyordu. Güven hissini yaşamak, mutlu olmayı formülize etmek, sürekli başarıyı ve gücü aradığım hayatımı daha bir anlamlı kılıyordu. Bir ampulden bir hafta boyunca aralıksız yanmasını beklemediğinizde ve ampul bir hafta boyunca aralıksız yanmayı başardığında, en temel duygu haliyle mutlu olursunuz. Hiç olmazsa daha fazla beklentisi olan insanlara kıyasla daha mutlu, daha huzurlu ve daha özgüven sahibi durursunuz hayatın karşısında. Ama hayat kıyasa yer bırakmayacak düşüncelere sürüklerse sizi; o zaman ne olacak? Ya bu yaşadığım hayattan en ufak bir beklentim yoksa ne olacak? Bir masa lambası ve bir de ampul satın aldığımı düşünelim. Ya o ampulden en ufak bir beklentim olmazsa. Aslında yandığına bile sevinebilirim ama ya özellikle karanlıkta kalmak istediysem; ya da hayalimdeki ışık bambaşka bir ampulden yayılacaksa dünyaya. Ampulü değiştirmeliyim. Hayatımı aydınlatacak ışığı, ki bu ışık bir ortaçağ şatosunu aydınlatan sıradan bir gaz lambası da olabilir, en uzunlarından kalitesiz bir floresan da ucuz fosforlu bir çubuk da; ama her ne olursa olsun yapmam gereken, nereden geldim bu konulara ortaçağ aydınları ışık oldular bir ampul vardı en son hatırladığım babam odanın ışığını yakmıştı gözlerim kamaştı bir süre sonra ışık temassızlık yaptı hemen ardından annem de belirdi odada kardeşime mi hamileydi çok mu kaçırmıştık yemeği ampul temassızlık yaptıkça gerildim gerildim ve beklentilerimin daha fazla olduğunu yani eğer ortaçağda yaşasaydım daha fazla olurdum ama gözlerimin kamaştığını galiba kardeşime hamile olan annem fark etmiş olacak ki kapattı tamamen ışığı ve babamla beni karanlıklarda bıraktı ama onun karnından dünyaya yayılan bir ışık huzmesi vardı ki demek ki dedim içimden annem bulmuş aradığımız ışığı. Gece yüklendi yine omuzlarıma; sabah hüzünlü aşıkların uyuma saatinin çoktan geçtiğini bildirdi ilk ışıklarıyla. Tan ağarırken kuşlar sesleriyle aydınlattılar iç dünyamı. Yalnızlık, dedim kendi kendime, seni arzuluyorum ve hiçbir beklentim yok senden gayrı. Yalnızlık, uçsuz bucaksız bir sakinlik bahşet yüreğime; kaybolsun insanlar ve sesler. Gerekirse tüm devlet memurları, floresan aydınlatmalı iş yerlerinde beyaz ışıktan ölsünler.
Fotoğraf: Vivian Maier
Fotoğraf: Vivian Maier

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder