20.09.2015

Bir Mülteci Gemisi Batmış Denizin Ortasında; Hallelujah, Hallelujah!

  Her şeyi biliyorum. Evrenin tüm karmaşasını, maddenin devinimlerini, kararsız görünen sistemlerin içlerinde taşıdıkları düzeni, bizlere yedirilen plastikleri, aynılıktan saydamlaşmış insanların düşüncelerini ve hissettiklerini. Her şeyi görüyorum. Görerek biliyor ve içinde çırpındığım kaseye sığmaya çalışan yumurta akı gibi beyaz, kirlenmemiş ve saf kalabiliyorum. Eylemlerimi gerçekleştirmeden önce saatlerce düşündüğüm ve gerçekleştirdikten sonra da saatlerce sorguladığım evrelerden geçerken, kimilerinin basitliğini, dün farklı bir şey söylerken, bugün takındıkları bambaşka tavırları sezinleyebiliyor ve kolayca fark edebiliyorum. Ağzıma aldığım paket çikolatadan bile fındık kabukları çıkarken, annemin yaptığı yemeklerdeki en ufak pürüzleri bile sorun eden çocuğu aklıma getiriyorum. Mükemmeliyetçi büyütülüşümüz, mükemmel okullar, mükemmel iş, mükemmel eş, mükemmel aş, mükemmel kaş ve sonunda mükemmel bir ölüm, yalnız ve dünyadan uzak. Ama takma kafana, sen ne olursan ol ya da ne hayal kurarsan kur, hepimizin sonu aynı çukur. O yüzden ne böbürlenmeye gerek var, ne ufak şeyleri kafaya takmaya ne de sorgulamaya her şeyi. Herkes olduğu gibi. Ve değişim kaçınılır olmuş artık. Kimsenin farklı olmasını beklemiyorum. Sadece biraz daha sakinlik istiyorum. Biraz daha az sinirli bir toplum, biraz daha rahat ve akışına bırakan bir insalık. Azıcık sorgulasalar yeter. Ve azıcık da kadınlara/erkeklere bağımsız yaşasalar. Cinsiyetlerin tepesinde hepimizin insan olduğunu hatırlasalar ve insanlığın kusurlu birer canlı olduğunu en baştan kabul etseler. Toplumsal olaylar daha kolay aşılacak, ikili ilişkiler daha az hasara bulanacak. Tüm bu etnik, dinsel, varoluşsal, genetik, sinirsel, bünyesel, fiziksel, biyolojik, ideolojik, jeolojik, politik, apolitik, karşılıklı, karşılıksız, beklentili, beklentisiz... Tüm bu kalıplar arasındaki ve insan doğasından gelen düşünce ve edinimler bir boş verilebilse. Bir sıyrılabilse insan, üzerine dolanan dışsal etkilerin kıskacından. Şeffaf camlar bir kaybolabilse. Bir sevebilse karşısındakini gerçekten ilkel bir yaratık olarak insan. Dünya daha güzel ve doyumsuz bir yer olacak kuşkusuz. Bunları söyleyen ben miyim? Sosyal bir platformun göbeğinde, yazdıklarını kaydeden ve yayınlayan, az önce kimselere göstermediği kalıpsal kitabının yazımına ara verip buralara, insanlığın gelip geçici birer yanılsamaya kapıldığı bu ortamlara düşen ben mi söylüyorum bunları? Boş verin gidin. Okumayın; görmeyin; duymayın; hissetmeyin; sorgulamayın; kendinize dönüp de şöyle bir dışardan hiç bakmayın. Hayat öyle de böyle de geçip giderken evrenin tüm devinimlerine kayıtsız bir ruh halinde yaşayıp, suyun yüzeyine çıkan ölü balıklar gibi akıntıya kapılıp, dağın yamacındaki ne ileri ne geri gidebilen keçiler gibi yerinizde sayıp gününüzün gelmesini bekleyin. Zaten tam şu anda, dünyanın herhangi bir denizinde bir mülteci gemisi daha, üzerindekilere bir yurt bulamadan batıp gitmiştir kesin. Mülteciler, ölü balıklar gibi akıntıya kapılırken, içtiğiniz biraların mayhoşluğunda ve sarhoşluğunda, beylik laflar ederek yatağınıza doğru yol alın ve bir mültecisi olarak nefes alıp verdiğiniz bu dünyanın, bir gecesini daha geride bırakın. 


Vietnamese refugees in the South China Sea


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder