Yıllar önce deselerdi; insanlar oldukları gibidirler, değişmezler diye, gülerdim.
Şimdi ağlıyorum.
Yıllar önce deselerdi; insanlar bazen değişir gibi olurlar ama hemen eski hallerine dönerler diye, umut dolardı içim.
Şimdi korkuyorum.
Ve yıllar önce deselerdi; insanlar kendilerinden başka kimseyi düşünmezler diye, ağlardım.
Şimdi gülüyorum.
Sürekli yaptıklarımı düşünerek ve kendimi sorgulayarak büyüyorum ve her gece geçmiş anıları iğdiş ederek uykuya dalıyorum. Böylelikle azalıyor, böylelikle azaltıyor ve böylelikle çoğalmak için evrenden yer kazanıyorum. Hiçbir şey yoktan var olmuyor, sevgi bile, ve hiçbir şey varken yok olmuyor, nefret de.
Saçının yönünü sağdan sola bile çeviremeyen ben, olayların üzerinden buğday tarlasını süren traktör misali acımasızca geçemiyorum. Oysa buğdayların baş vermesi lazım traktörden sonra, ve traktör olmalı yeniden doğuşun simgesi. Bense kolarımı açıyorum traktörün önünde, saçım bana göre soldan sağa, size göre ise sağdan sola dönük, ortadan ikiye bölüyor traktör bedenimi, ben evrene sesleniyorum ve tamamlıyor her seferinde evren beni.
Sonunda geçmişin acılarını da güzelliklerini de pis bir koku kadar keskin duyumsuyorum, insanlar yeni tatları bir bir denerken utanmadan, hem utanmak niye?! Bense hatırlamanın dozajını artırıyor ve uykusuz gecelerimi yalnızlığa siper ediyorum.
Bu bir serüven en nihayetinde, çok da uzun değil. Bunu hatırladıkça içimdeki nefret çığlıkları, bir mağaranın en derin köşesine değmiş gibi sönüyorlar birer ikişer. Sonuçta ses dalgaları da fiziksel, nefret de fiziksel.
Kimilerinin duyguları ölü çocuklar doğuruyor, görüyorum kimsesiz ceninleri, herbiri diğerinin tek yumurta ikizleri. Ve kiminin midesi bulanıyor aşktan, kimilerinin nefreti artıyor baş ağrısından. Benim ne başım ağrır çok fazla ne de midem bulanır; sağlam adamım vesselam en fazla kalbim kırılır.
Şimdilerde kabul ediyorum; ben yanlışım herkes doğru. Hem ben çok doğru bir yanlışım, en kötüsü de bu. Fakat rüzgarın yönü ters; insanları da hep kendilerine döndürmüş, sonunda yanlışlar doğru olurmuş, doğrular yanlış ölürmüş.
Bencilik had safhada ve bencilliği bile sollamış, nefretim kendimden çıkmış rüzgara kapılıp insanlara ulaşmış.
En kötü acıları hep en güzel insanlar yazmış, şiirler mısra mısra dizilmiş, dizilmiş de kimsecikler okumamış. Dünya güzelleşmiş mi? Ekranların sayısı artmış, gömülmüşüz bir çaresizliğe, güven duygusu azalmış.
Yer açın içimdeki çığlıklara, mağara duvarları yıkılmış, çığlıklarım dünyaya yayılmış, evrenin sınırlarına dayanmış. İnsanlık kıyametten önce Tanrı’sıyla tanışacak demiş Baba Vanga ve kıyamet insanlık evrenin sınırlarını delmeye çalışınca çıkacakmış.
Son paragraf da alıntı olacakmış, Tanrı yazmış, insanoğlu bozamazmış:
“Hayvanlar yollarını büyük ölçüde gelişmiş koku alma duyularıyla bulurlar,” dedi doktor. “Biz onlardan biri olmamak için kendimizinkini kaybettik, peki yerine ne koyduk? Özgürlüğü daraltan bir ruh gerilimi. Ama,” diye koydu noktayı, “bütün korkunç olaylar faydalıdır.”
- Djuna Barnes, Geceyi Anlat Bana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder