"Tek bir gerçeklik var," diyordu ölmeden hemen önce, tek bir gerçeklik var ve sen onu değiştiremezsin. Ölüm mü, diye sordum ak saçlarından kan damlarken ellerime. Türk bayrağı gibiydi başı, ölümdür herhalde diye düşündüm, bu durumda aklına gelmiştir, ve evet değiştiremezsin. Zar zor başını sağa ve sola çevirdi, sonra başı önüne düştü bir anda; bizde açık bir şekilde “hayır” demekti bu hareket ama ya Hintliyse diye düşündüm, ya Hint geni varsa atalarında; o zaman “anlıyorum” demek istemişti belki de. Kafam karıştı, bok oldu içindekiler, kusacak gibi oldum, kendimi tuttum. Ne demek istiyorsun, diye bağırdım. Hayır, dedi, ölüm değil, gerçeklerdir. Sonra kendini zorlayarak konuşmaya çalıştı. "Kendini değiştirirsin, bu yolla da dünyayı belki, ama gerçekler oldukları gibi kalırlar, işte budur tek gerçeklik. Gerçekler seninle değişmezler sen gerçeklerle yaşamaya mecbur kalırsın. Zaman geçti, süpürge sapları unutuldu, çocukluğumuzdan kalan her iğneli hatıra gibi. Oysa televizyondaki cadının oturduğu süpürge sapıyla döverdi annem beni, o halde annem cadıydı bense cadının piçi. Buydu işte benim gerçekliğim, ömrüm tükendi yine de değiştiremedim." Sesini yükseltmek için başını kaldırdı, memur bey annemi ben öldürdüm, diye bağırdı. “O da babamı öldürmüştü ve ben yetim kalmıştım ve cadaloz karı süpürge sapıyla dövmüştü bu yetimi. Ben de onu öldürdüm, düşüncelerimde öldürdüm, her gece öldürdüm, düşlerimde ve arkadaş sohbetlerimizde ve her alkol alışımda ve her sabah uyandığımda. Bıkmadım, usanmadım öldürdüm onu, sonra gerçekten öldürdüm bir gece, ilaçlarının arasına neler koydum bir bilseniz. İşte bu benim gerçekliğim. Lütfen ölmeden önce tutuklayın beni de rahat gideyim.” Türk bayrağı Japon bayrağına dönmüştü gri asfaltın üzerinde. Son nefesini bile verirken anne diyordu nedense. Kafasından akan kanlar asfaltı boyadılar, kafamdaki boklar midemi karıştırdılar ve ben kustum, tam kafasına; Çin bayrağı oluştu gri asfaltın ortasında. Üç dünya ülkesi savaşa girdiler, sonunda kan kazandı. Entelektüel bir ekip bu savaşın filmini çekti, ödülü onlar aldı. Bir adam öldü yerde, dünya karıştı, benim de kafam. Tek gerçeklik, diyordu, gerçeklerdir ve değişmezler ve bu yüzden savaşlar bitmez ve bu yüzden insanlar ölür; bazıları sebepsiz yere, bazıları çok sebepli. Annem, dedi son cümlesinde, sebepli yere gitti. Olsun, ölen her çocuk gibi son cümlesinde “annem” demişti.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder