22.02.2015

Yollardaki Bütün Su Birikintilerine: “Bırakın Artık Peşimi, Ben Çok Yoruldum”

  Hava sıcak, gece olmasına rağmen sebepsiz yere sıcak hava ve yürüyorum, sebepsiz yere yürüyorum ben de. Karanlıktan dolayı göremiyorum kimsenin yüzünü, başım önde, yürüyorum sadece. Önümden yürüyen kızı bir kaç adım kala fark ediyorum. Önce, acaba uzun saçlı bir erkek mi diye bakıyorum; sonra bir kız olduğunu -yürürken ağlamasından- anlıyorum. Nadir bulunur çünkü yürürken ağlayan bir erkek; ama sık rastlanır yürürken ağlayan kızlara, bu hayatta. Karşı kaldırıma geçiyorum sonra, rahatsız olmasın, hem ağlarken hem de yürürken, diye düşünüyorum, bu yüzden karşı kaldırıma geçiyorum. Kimsecikler kalmamış gecenin bu saatinde sokaklarda. Biz, iki karşı kaldırımda, aynı yöne doğru yürümeye devam ediyoruz. O ağlıyor, ben ağlamıyorum; aramızda bundan başka bir fark yok. Hayır, gerçekten başka bir fark yok; paralel yürüyoruz karşılıklı kaldırımlarda, o sağ ayağını atıyor, aynı anda ben de; o saçlarını atıyor geriye, aynı anda ben de sakallarımla oynuyorum; o çantasını yokluyor arada, arada ben de arka cebimdeki cüzdanımı yokluyorum aynı anda; arada o kafasını sola çeviriyor beni kontrol etmek için, aynı anda, o rahatsız olmasın diye, ben de sola çeviriyorum kafamı. Aslında aramızda hiç fark yok biliyor musunuz? İtiraf edeyim; ben de arada içime içime ağlıyorum. Bir de eminim ki, takip ettiğimi sanıp, arada bir ürküyor o, ama ben de takip ettiğimi düşünmesinden dolayı ürküyorum. Yine bir fark yok yani aramızda. (Yalnız eskiden ne kadar ayıp bir yargıydı ‘takip etmek’ lügatımızda. Şimdilerde ben yüzlerce insanı takip ediyorum farklı sosyal ortamlarda. Ama yok, emin olun, ben şu anda bu kızı takip etmiyorum ve rahatsızım da aynı yolda yürümekten ve devam ediyoruz ikimiz de her şeye rağmen.) 
  İçime içime akan yaşların, dışarı boşaldığını fark ediyorum; hemen akabinde başka garip şeyler de fark ediyorum; kolumda büyük, çiçekli bir çanta duruyor, arada bir yokluyorum; upuzun saçlarım var, arada bir geriye atıyorum ve erkeklerden nefret ettiğimi hissediyorum. Karşı kaldırıma bakıyorum, kendimi görüyorum, kendim evlerin duvarlarına bakıyor, şaşırıyorum; garip bir his, ne aşık oluyorum ne de nefret ediyorum. Arada kalıyorum, hiçbir şey hissetmiyorum, hissizleşiyorum sanırım ve sanırım bazı şeyleri şimdi şimdi anlıyorum.
  Bir rüya gibi geçiyor bu durum; anlık bir zaman diliminde sonsuzluk boyunca, o kız oluyorum, hemen sonra karşı kaldırıma geri dönüyorum. Kızın benden nefret ettiğini biliyorum artık; ama ben yine de kızdan nefret etmiyorum. Demek ki nefret de sevgi gibi karşılıklı bir duygu değilmiş, diyorum. Sanırım sadece saygı karşılıklı oluyor, ama hayır, bazen onun da karşılıklı olmadığı oluyor. Birileri giriyor hayatlarımıza ve biz bir şey yapmaya kalmadan, onlar utanmadan ve saygısızca gidiyor. ‘Onlar’ benim için tekil oldular artık, bu yüzden ‘gitmek’ fiili tekil; evet, doğru söylüyorum; gerçekten ‘onlar gidiyor.’
  Ve onlar gittiğinde, bu kupkuru havada, yerlerde göz yaşları birikiyor, bir kaldırım taşının altında, sinsice ve saygısızca. Ve ben her seferinde, birikintilere basıyorum adımımı ve kıçıma kadar kirleniyorum.
  Yine öyle oluyor ve durmak zorunda kalıyorum; kız ağlaya ağlaya yoluna devam ederken, ben duruyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder