“Ölüm; hoş ve insanın ruhunu okşayan bir müziğin aniden kesilmesi gibi, hem de her zaman en güzel yerinde…”
Dedi kadın, çayından son yudumu aldıktan sonra. Yerine öyle sert koydu ki bardağı; benim içim sızladı.
“Ayrılık da öyle,” diyebildim.
“Ayrılığı bu kadar büyütme,” dedi.
Benden daha güçlü duruyordu karşımda. Aslında ben de güçlüyümdür ama bu tarz durumlarda lime lime olur, yavaştan eridiğimi hissederim. Aslında işin doğrusu; bu tarz durumlarda, yapmacık bir güç gösterisinin içine girmeyi sevmem. Hem zaten ayrılan her zaman daha güçlüdür.
Hayatımda ilk defa karşılık vermedim. Susmak bazen daha iyidir. Hiçbir işe yaramasa da, insanı daha güçlü gösterir ya da güçsüzlüğü örter ya da son çırpınışların acizliğini gizler. Susmak iyidir işte böyle durumlarda.
Yine de dayanamadım. Hem dedim ya; güç gösterisi yapacak değildim.
“Senden önce yalnızdım, şimdi daha da yalnız kaldım,” diyebildim.
“Biraz da sen ağla,” dedi kadın.
Bazen, tek bir cümle çok şey anlatır ve kurduğunuz onca güzel düşüncenin yerini bir enkaza bırakır, tek bir cümle, bazen… Ben hiç ağlamadım, demek o bilmiyor bunu. Demek ben yeterince anlatamadım. Demek ben yanlış anladım. Birdenbire boşluğa doğru sırt üstü düştüğümü fark ettim; ama düşemedim. Öylece kaldım karşısında. Garip anılarım geldi aklıma, annemle ilgili olanlardan. Anılarım garip değil aslında, şu anda aklıma gelmeleri garip. Eski evimizdeki tek kişilik koltuk ve ayaklarımı koltuğun kenarlarından uzatıp, yan bir şekilde oturuşum geldi aklıma. Ortama geri döndüm aniden; sahil kenarında bir masa, iki çay bardağı, ben ve bir de kadın.
“Ben seni hiç ağlattım mı,” diye sordum.
Sessizlik oldu biraz. Altta kalmayı bilmeyen bir kadındı; ben az önce geç cevap verdim ya biraz, o da bekler şimdi, benden biraz daha uzun bir zaman. Oysa ben en son ne zaman ağladığımı hatırlamaya çalıştım, gerçekten. Belki de o yüzden annemle ilgili anılar geldi aklıma. Ama hatırlayamadım; ben hiç mi ağlamadım? Sessizliği bozdu kadın;
“Sen beni hiç ağlatmadın, ama ben çok ağladım.”
“Zaten ben seni ağlatsaydım, benden ayrılmazdın,” dedim.
“Belki de,” dedi ve nedense bu cevap hiç hoşuma gitmedi. Kalktım masadan, başka tek bir kelime bile etmeden. Kadın ve deniz ve deniz kenarındaki masa ve iki çay bardağı, öylece kaldılar orada. Ben küçük kulübesinden etrafa çay dağıtan, bıyıklı ve kel amcaya hesabı ödedim. Sonra arkama bakmak geldi içimden. Kadının göz yaşlarını sildiğini fark ettim. Arkamı dönüp gitmek bana yakışmaz gibi geldi. Geri döndüm. Kadın kalkmaya yeltendi, omuzlarından tuttum. Yanağından son kez olduğunu bilerek öptüm, göz yaşlarını ilk ve son kez sildim, kulağına son birkaç kelime ettim;
“Herkes ağlatsın seni, ama ben değil,” diyebildim. Arkama bakamadım bu sefer, öylece çekip gittim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder