22.02.2015

Varsın Onlar Bir Olsun

Dikkat et; kırılabilir!
Değerli olmalı.
Evet; son üç sene içinde; sarı bir defter…
Biraz fazla ağır değil mi?
Evet; fazlasıyla.
Ne için tüm bunlar?
Küçük bir hediye.
Anlamak için biraz çaba göstermek gerekiyor sanırım.
Daha fazlası; konuşmak gerekiyor karşılıklı.
Sanırım biraz gizemli olsun istedin.
'Keşke her şey gizemli olsa' diye düşündüm.
Anladım…
Hayır… Henüz anlamadın.
Zendagi migzara. Her zaman olduğu gibi ve kaldığı yerden tüm zamana.
Değer mi bunca şeye diye düşündürüyor bazen kendini. Ne zaman başlamıştık? Ya da neyle başladık? Bir iki defa değişti mi yolumuz; ya da hep aynı çizgisinde mi gittik yolun? Başlangıcı yok sanırım. Hem başlangıcı aramak hem de sonunu beklemek anlamsız. İkisinde de biz yokuz zaten ve ‘ben’ diye bir kavram.
Çünkü pek çoğu bir duyguyla başladı.
Önce, öncekilerin duygusu ve şartlar ve ortam ve durumlar uygun.
'Ben'likten oluşturmuşlar 'biz'liği ve bugünlere kadar getirmişler sağolsun.
(Önce’nin öncesi de var kuşkusuz ve hatta onun öncesi de.)
Sonra, öncekilerden gelen ve tüm çabası sonrası için önceki olmak olan ve ‘ben’liği oluşturan… Öncekilerin önceliğini bilen ve onların izlerini taşıyan… Ve salt sevgiyi ve en derin duyguyu -ileride önceki olmak amacıyla- koruyan ve saklayan ve ona özen gösteren ve önce ‘ben’likten ‘sen’liğe sonra da ‘sen’likten ‘biz’liğe ve en son da her şeyi bırakıp ‘siz’liğe geçmeye hazır olan.
(Sonra’nın da sonrası olacak kuşkusuz ve hatta onun sonrası da.)
Bu yüzdendir işte; başlangıcı aramak anlamsız. Çünkü her şeyi oluşturan duygu; başlangıcı uzay düzlemde bir nokta olarak belirtilmiş bir doğru değildir. Zaten çoğu duygu doğru değildir ve bu yüzden yadırganır. Dolayısıyla, tam şu anda çok mutlu olmaya başlamıştım ya da tam şu anda çok üzülmüştüm veya tam şu anda sevmiştim seni gibi cümleler anlamsız kalır. Söylenemezler; dile gelmezler.
Bu yüzdendir ki bir küçük an, tıpkı sana ait olmayan ve içi senin zevkinle döşenmemiş bir oda gibidir dört tarafı duvarlarla kaplı ve tek kapılı.
Ve bir küçük an, kocaman bir anı da olsa senin için o da sana ait değildir;
geri kalan her şey gibi.
Ve ‘sadece sana ait değildir’ cümlesi de ayrıca kullanılmalı tam bu noktada.
O an’ı anı yapan zor zamanlar karşılıklı ve en güzel zamanlara gebe.
En güzel zamanlar da karşılıklı olsunlar diye.
Zendagi migzara. Her zaman olduğu gibi ve kaldığı yerden tüm zamana.
Görevimin gidermek olmadığı kuşkuların… Vardırlar herhalde
On sene sonra bugünlere bakıldığında
 gazetenizle beraber istemeyi unutmayın ekleri/eşantiyonları kadarlarsa
  ne gerek var dert yapmaya; sonuçta on sene sonra bu günlere bakıldığında.
Tam zor zamanlarda söylenesi, ve günün anlam ve önemine uygun biliyorum;
  ‘insanların yüzlerini göremiyorum’
  ‘boğazım düğüm düğüm çözemiyorum’
ve aynı zamanda anlam ve önemime de uygun; onu da biliyorum.
'Köpeklere maskara oldun diye kahretmeyesin' 
demişti bir gece
bir gecede hapsolmuş bir dilenci
gece gece
bir gecelik maskara olmak önemli mi kediye köpeğe?
bir gece, bir dilenci geçmişinden dilenen, deri ceketli ve gözleri sürmeli,
geçmişinden dilenen bir dilenci ve
geleceğinden dilenen bir dilekçi
kalbinin ortasında bir ‘keşke’ sızısının
geçmişin enkazlarını titreten ağırlığıyla
yürüyor; kediye köpeğe ve konuya komşuya maskara olmak pahasına.
Hiçbir şarkıyı dinlememiş ol onlarlayken n’olur!
hiçbir güzelliği görmemiş, hiç çok sarhoş olmamış ve hiç çok ağlamamış ol.
yani hiç çok olmamış ol, onlarla hep az kalmış, yarım kalmış, eksik kalmış ol.
Bağdat’lı Ruhi gibi ol, ya da en kötü babannem gibi ol.
Ve ‘Künc-i firkatte rakiba bizi tenha sanma
     yar eğer sende yatarsa, elemi bizde yatur.’
                                                              ben dedim.
                                                              sen de de.
Ve ‘Febieyyi alai rabbikuma tükezziban.’
                                                              ben dedim.
                                                              sen de de.
Ya Bağdat’lı ol ya da babannem gibi ol en kötü.
İstersen;
'Gel,
umrun umrumdur.’ derim.
Çok şey anlatır; çok şey açıklar. Bir ömür gibidir cümleye yüklediği anlamlar.
Bir düşer, bir daha düşer; kayar ellerimden,
ve kasvet gelir; oturur o bazen.
Nolursun sol kolum, eğer ille de geleceksen,
bir dahakine güçlü çok daha güçlü gel.
Her şeyden önce İstanbul’u sevdim;
İstersen;
sonra sana da ‘dost et darum’ derim.
Çok şey anlatır; çok şey açıklar. Bir ömür gibidir cümleye yüklediği anlamlar.
Ve her kalktığında, uyanmadan önce:
'Güzel bir gün ve ben yaşıyorum.' de.
Çok şey anlatır; çok şey açıklar. Bir ömür gibidir cümleye yüklediği anlamlar.
Korkum farklıydı önceleri değişti şimdi.
Gör,
korkum korkundur.’ duy.
Çok şey anlatır; çok şey açıklar. Bir ömür gibidir cümleye yüklediği anlamlar.
Korkularının korkuluğu olmak gerek geceleri.
Bir korkum daha var zor söze dökülmesi ve belki biraz hayali:
'Cihan-ara cihan içindedir, arayı bilmezler,
ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler.’
Ve korkum bundandır ve her şey biraz gizemli olsun isteğim de.
biraz; şimdilik biraz sadece.
Kuşku olmasın; korku olmasın diye.
Güzel olsun; iyi olsun; gönlünce olsun;
kalbinin iç anadolu kesimlerinde sarı otlar sarı papatyalar doğursun.
Hava ne parçalı bulutlu, ne soğuk, ne şimşek ne yıldırım olsun;
Belki biraz yağmur, hafif bir esinti, mevsimlerden ilkbahar olsun.
varsın şimdilik biraz olsun.
sonra yavaş yavaş,
yavaş yavaş çok olsun.
varsın onlar bir olsun.
doğum günün kutlu olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder