Sorular vardı. Evet dört beş taneydiler bir sorun mu var? Herkesin en doğal hakkı değil miydi? Dudaklarım kupkuru ellerim taş gibi sert. Boğazım sıcak; yanıyorum. Cehennem gibi ortalık. Bu aldığınız hava ağır geliyor, çok ağır. Bir takım sanatsal resimler vardır -soyut olanlardan bahsediyorum. Renkler tuval üzerinde gelişigüzel dağılmış gibi gelir. Halbuki öyle değildir. Öyle bir tuval var; kırmızı, kahverengi, bordo ve krem renkler… Gelişigüzel gibiler ama bir uyum halindeler kuşkusuz. Vücudum o renklere bürünmüş. Her yerimde kahverengi ve krem… O kadar ağır bir resim ki; kuş cıvıltısı yok içinde. Egzos sesi, kamyon kornası ve insan var. Duyabildiğine insan sesi iç gıcıklıyor. Gri ve siyah sanatın en derinlerinden, yazının kalbine ve insanın kulağına ulaşıyor. Çello değil bu. Bir konçerto dinlemiyoruz. İnsan sesi insan… Duyabildiğine iç gıcıklıyor. Herkesin sorusu var. Sorular soruluyor ve cevaplara başladığında insanlar benim içim sıkılıyor. Ve kapılar kapanıyor birbiri ardına. Birbiri ardına insanlar oturuyor içerlerde. Kafeler, alışveriş merkezleri, metrolar ve sınıflar… Hava çok ağır. Kapılar açılıyor. Tümü hepbir adımdan yürüyorlar ve kapılar açılıyor; insanlar çıkıyor birbiri ardına dışarı ve insanlar konuşuyor birbiri adına. Vücudumu terleten bir sıcak, nefesimi daraltan nem ve yarı-kapalı bir hava. Terden renkler akıyor; bordo, kırmızı, kahverengi ve krem. Birbirine karışıyor. İğrenç bir renk. İnsanlar karışıyor araya. Radyonun frekansı değişiyor. Çello değil bu. Polis telsizi. Bir adamın renkler içinde yerde yattığını haber veriyor. Adam ölmüş. Kimseyi görmek istemediği için ölmüş. Cebinde bulunan kağıtta öyle yazıyormuş. Kimliği bile o iğrenç renge bulanmış. Ölüm sebebini araştırıyorlar hala. Sorular soruyor insanlar. Ne gerek var? Yazmış zaten dünyaya bıraktığı son kağıtta: ‘Tek bir insan bile görmek istemiyorum. Ölüyorum galiba; çok renk kaybediyorum.’
http://matadam.tumblr.com/post/12616138211/monami
http://matadam.tumblr.com/post/12616138211/monami
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder