9 katlı AS topum koltuğumun altında, gururlu bir şekilde eve dönüyorum. Havada sadece çocukların duyabileceği -sorumluluk ve kederden eser olmayan- bir koku var. Bermuda şortumun altından dizim kanıyor. Hissedebiliyorum. Ilık ve yapay… Yüzümdeki ifadeyi hemen anlayan babam soruyor;
‘N’oldu kazandınız mı?’
‘Kazandık baba’ diyorum. ‘8-2 yendik, 4 gol attım.’
‘Kazanamadık baba’ diyemiyorum. ‘Taşındığımızdan beri ilk defa takıma aldı beni ibneler, o da AS top sayesinde’ diyemiyorum.
‘Mahalledeki popülerliğimi kazanmak için bisiklet yetmiyo, paten de lazım baba’ diyemiyorum.
‘Takıma girmiş olmak şu an için yeterli. Onları ilerleyen zamanda düşünürüz’ diyemiyorum.
Neyse ertesi gün oluyor, saat dört buçuk civarı dışarıdan Cihan abinin sesi geliyor;
‘Receeep, receeeppp, oğlum hadi bütün mahalle seni bekliyo!’
Balkona çıkıyorum. Hava bunaltıcı derecede sıcak. Aşağı bi çeviriyorum kafayı; bütün mahalle bana bakıyor.
‘İbnelerin yine topu yok’ diyorum içimden.
Bi koşu iniyorum aşağıya. Maçın neredeyse hiç bir anında topa dokunamıyorum bile. İbneler resmen benimle taşak geçiyor. ‘Nerde lan sizin abiliğiniz’ diyorum; yine içimden diyorum tabi. Maçın sonlarına doğru alt kat komşumuzun oğlu topa vuruyor; top gidip iki yüz metre ilerde park halinde durmakta olan arabanın -beyaz bi şahin ya da doğan- arka tekerleği ile şanzımanı arasına sıkışıyor ve aynı anda araba hareket etmeye başlıyor. Arabanın arkasından sadece -itibarını ve takımdaki yerini korumaya çalışan- ben koşuyorum. Araba köşeyi dönüp gözden kaybolduğunda, itibarımın ve takımdaki yerimin kaybolmuş olduğunu biliyorum. Alt kat komşumuza sitemkar bir bakış atıyorum ve evin yolunu tutuyorum. İbneler ertesi gün top alıyorlar tabi; mavi bir 9 katlı AS top… Ben de bir hafta boyunca düşünüp yeni bir strateji geliştiriyor ve popülerliğimi mahallenin cool, yalnız ve patenli çocuğu olarak kazanmanın yollarını aramaya başlıyorum.
Bir aylık sürecin sonunda tüm sitemlerim işe yarıyor ve silikon tekerli, arkadan frenli patenlerime kavuşuyorum. Benim yalvarışlarımla geçen bir aylık sürede koca koca adamlar ve iş makinaları geliyor; benim bir ayda anca paten aldırabildiğim bi dünyada adamlar koca Migros’u dikmeyi başarabiliyorlar. Migros’un girişindeki kaygan mermerli zeminde ben paten kayarken, sokakta bisiklete binen Cihan aibye Tempra çarptığını duyuyorum. Seviniyor muyum evet seviniyorum. Mahallenin ağası; Cihan abi, takım kaptanı kim; Cihan abi, bisikletin arka tekeri üstünde en uzun süre kim gidebilir; Cihan abi, mahallenin ibnesi kim; Cihan abi. ‘Al sana Cihan abi’ diyorum içimden.
Tabi işler benim beklediğim ve hayalini kurduğum gibi gelişmiyor. Cihan abi popülerliğinin elinden gitmesine bir an bile olsa izin vermiyor. Sokağa alçılı bacağı ile çıkıyor, maçlarda tek bacakla gol bile atıyor.
Sonra… 17 Ağustos depremi oluyor. Geriye ne Migros, ne Cihan abi ne de çocukluğum kalıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder