Odamın karşısında evler ve pencereleri,
Buruk bir yanımı çıkarır kimi zaman,
Evlerin pencereleri, kimi odalar karanlıkta ve aydınlık kimileri.
Kim bilir ne fırtınalar içeride.
Fırtına deyince insanın aklında kötülükler canlanır hemen.
Ama insanın hayatında fırtına gibi gelip geçen güzel günler de vardır,
Fırtınalar iyi kötü ne varsa alır ve sonrası insan için bambaşkadır.
Ne umutlar gider onlarla ve bir çok kederler, sıkıntılar…
Geçmişimizle yüzleşiyoruz ya çoğu zaman.
Ve genelde istemsiz geliyor bu anlar.
İnsanın hayatında kimi günler var,
Şehir değiştirmek gibi temelli,
Eski dostları, eski sokakları, eski alışkanlıkları temelden değiştirmek gibi,
Ve yepyeni bir dünyaya açmak kendini,
Hani daha otobüste başlar ya insan değişmeye,
Yenileri görmeden alışmak gerekir yeniliklere.
Evet; insan eğer alışmak zorundaysa, ne olduğunu bilmeden de alışabilir yeni geleceğine.
Ne kadar değişse de insan, yine kalır sonunda geçmişinden parçalarla,
Ya eski bir müzikle kalır bir başına bir gece yarısında,
Ya her sayfasını ezberlediği eski bir kitapla,
Ya da bir objeyle; kah bir çakmakla eski sevgiliden kalan, kah da bir kağıt parçasıyla.
Umutların kaybolması garip bir şekilde olgunlaştırır insanı,
Eski bayramlarda, topladığı paraları sayardı çocuk,
Sonra, hemen bir gece sonrasında, babası çıkardı karşısına,
Yarı esprili, yarı mahcup;
'Sen ver bakalım şimdi onları bana, ben sana sonra daha çok vereceğim,' derdi.
O çocuğun umutları vardı ya hani o paralarla,
Nasıl basit, küçük bir oyuncak ya da futbolcu çıkartmaları kadar basit,
Koymazdı o paraları vermek babasına,
Zaten bundan yıllar sonra dönüp baktığında,
Ezilirdi çocuk babasının karşısında,
İşte bır futbolcu çıkartması umudunun kaybolması gibi değil artık kırılan umutlar,
Çocuk nice fırtınalar geçirmiş içinden,
Nice umutları kırılmış,
İçinde bir yerlerde nice şehirler değiştirmiş,
Yine de tam olamamış,
Hep bir müzik kalmış geçmişten, hep umutları kırılmış.
Dolabında durur hala futbolcu çıkartmaları,
Eskimiş onun gibi ve yıpranmış.
Zaten hiç bir işini tam yapamamış, tam olduramamış,
Çünkü tam yaptım derken, tam şimdi oldu derken, içinde bir yerlerde şehirler değişmek zorunda kalmış, oradan oraya taşınmış geçmişi,
Ve bavulun içinde, pantolonlara sarılı tabaklar gibi nice umutları kırılmış.
Ve hep yalnız taşınmış,
Ve hep yalnız savrulmuş,
Ve hep yalnız alışmış,
Ve yalnızlığına da alışmış,
Ve nice kalpler kırmış.
Yani nice kalpler kırılmış sayesinde.
Evlerin pencereleri buruk bir yanımı çıkarır ortaya,
Kim bilir ne fırtınalar var perdelerin arkasında.
Yaşayabilmek,
İncitmeden, kırmadan, unutmadan, eskitmeden,
Söylenmesi gerekeni söyleyebilmek,
İçinde tutabilmek kötülükleri,
İyilikleri dışa vurabilmek korkusuzca,
Ve perdelerin arkasını görebilmek,
En azından fırtınayı hissedebilmek umuduyla yaşayabilmek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder