Bir sinema perdesi, bir tiyatro ekranı, bir kitap yüzü; yavaştan alıştırıyorum durumları, düşünceleri ve duyguları yalnızlığa. Garipsiyorlar biraz, sadece benim olduğum bir ortamı ve dingin bir sessizliği. Bir ses istiyorlar kuşkusuz, ince, kadifemsi… Acıları yazıyorum, üzüntüleri, belirsizlikleri, kederi, duyguyu, umutsuzluğu, yalnızlığı, çaresizliği, bıkkınlığı, can sıkıntısını, kaygıları, kabusları… Aksini betimlemek boşa kürek çekmek gibi geliyor çünkü. Ortaklarımı arıyorum. Hayatını akışına koymuşlara güzel şeylerden bahsetmek uğraşında bulunacağıma, ters gidenlere, düşenlere, kabuslar görenlere ortak çıkmak istiyorum. Kalabalığımı değil, sırf bu yüzden tekliğimi paylaşıyorum. Küçük bir çocuk vuruluyor gecelerimde, iki ruhlu bedenlerle karşılaşıyorum ya da bir ev yanıyor cayır cayır, ben her zaman olduğu gibi seyrediyorum. Bardağın boş tarafı denk geliyor hep, su içmek isterken kana kana. Hiç bir şey çağlamıyor son zamanlarda; küçücük bir delikten damlıyorlar, gerçekten damla damla. Azar azar ilerliyorum; düşünmeye, yazmaya, hayal kurmaya zaman buluyorum. Hayallerimi de katlediyor vurulan küçük çocuk, iki ruhlu bedenler ve ev yangınları. Zaman geçiyor; her halükarda geçecektin zaten; bir noktadan akıyorsun ileriye. Ben noktaları karıştırıyorum, uyurken tehlikeli düşler görüyorum. Karanlığım; dalgalı bir denizde saatlerce midem bulanıyor ve üşüyorum. Kaptan rotayı şaşırmış, her sabah olduğum yerde uyanıyorum. Etkilenmiyorum desem yalan olur; her uyandığımda yeni bir vurgun yiyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder