22.04.2015

Bu Yolun Sonunda Hep Bir Duvar Var Aşamadığımız. Biz Ne Zaman Pes Edip Geri Dönersek Tam da O Zaman Yıkılır.


  (Karanlık bir yolun sonundaki yüksek bir duvarın önünde üç araba yan yana durmuşlardır. Hepsinin ön iki camları açıktır. Ortadaki arabadan ben çıkarım ve konuşmaya başlarım.)
  Bu gece karanlıklar içinde… Bazı geceler böyle değildir; aydınlıklardır havanın zifiri olmasına inatla. Ama bu gece onlardan değil; her yerde karanlık var. Işıkta bile. Bu gece karanlıklar içinde iyiyle kötüyü sorguluyorum ve iyiyken kötü olmayı ve kötüyken iyi… Bazı zamanlar böyle olur; nefesinizin hiçbir zerresini hak etmeyenlerin karşısında dil döker durursunuz. Ben niyet adamıyım, çoğu böyle değil. Niyet iyiyse benim için yaşanan olayların kötülüğü ortadan kalkar, çoğu için kalkmaz. Hayatın ortasında bir yerlerde küçücük çocuklar gibi saf durabilmek imkansız. Bazen çirkinleşiyorum, döküyorum aklımdakileri dilime, üzerinde kaydırıp ikram ediyorum karşımdakine. Evet artık böyleyim. Fazla iyilikten maraz çıktı hep hayatımda. Şimdilerde fazla iyiliktense, samimiyetin daha önemli olduğunu görüyorum; fazla iyiliği hak etmeyen insanlara dil döktükçe ve fazla güvendikçe onlara. Ama hala niyetlere bakarım iyiler mi kötüler mi diye; olaylara değil, sadece niyetlere. Ben iyiyken kötü oluyorum galiba, ama beni bu duruma onlar getirdiler değil mi? 
“Kes sesini ve fazla düşünme bunları.”
“Sen misin bunu söyleyen?”
“Lütfen sus; canım acıyor artık!”
  Ben susmasına çok iyi susarım aslında. Ama konuştukça ve anlattıkça düşünüp düşünmediğimi bilmediğim yanlarım çıkıyor ortalığa. Sonra teker teker bakıyorum hepsine. Hiçbirinden bir bok olmuyor sonunda ama olsun, aklımda şüphenin zerresi kalmıyor en azından. “Konuşabilir miyim?”
“Saçma sapan kafalara girmeyeceksen, konuş haydi, tutma içindekileri.”
“Neden çok beğendiğimiz filmlerde insanlar hep şizofren? Ya da neden deliler meğerse akıllıymış diyoruz filmin sonunda, ya da tam tersine akıllı bildiklerimiz deli?”
“Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız…Bir amacımız yok; ne büyük savaş ne de büyük bir buhran yaşadık…Bizim savaşımız ruhani savaş… Ve bunalımımız kendi hayatlarımız…”
“Hoş geldin Chuck! Hadi şimdi git de başkası gelsin yerine. Böyledir hayat. Sen gitmezsen gelemez başka bir kimse.”
“Porno! Ölüm! Buhran! Mülteciler! İkea!” (Chuck ağır adımlarla geri geri giderken sesi de kısılarak kaybolur: “Bunların hepsi yüz yıl önce, yer altındayken…”)
  Sen kötüyken iyi oldun bir anda Chuck. Toplumun kötü gördüğü bir yerden mükemmel bir noktaya sürükledi seni hayat. Ama samimiyetine ve iyi niyetine inanıyorum. Mesela bizim yazarlarımızda durum tam tersidir. Çoğu önce iyi olmayı denerler ama kötü ölürler sonunda. Bizse ancak çok sonra, onlar öldükten sonra açarız gözlerimizi onlara. “Sen ne yaptın Oğuz abi, buldun mu okuyucunu?”
“Teker teker geliyorlar yanıma. Seni çok sevdik affet bizi diyorlar.”
“Affedebildin mi onları?”
“Oyunlar oynadık hepsiyle. Şimdi bitirdik oyunları.”
“Yani? Affedebildin mi?”
“İnsan oyun oynadığı biriyle küs kalabilir mi?”
“Ben de oyun oynuyorum, kadınlarla oynuyorum genelde.”
“Sen de bu oyundan günün birinde bıkarsın. Çünkü kadınlar uzun süre oyunlarla oyalanamazlar, çünkü gerçekçidirler.” (Oğuz abi ağır adımlarla geri geri giderken sesi de kısılarak kaybolur: “Bunların hepsi yüz yıl önce, yer altındayken…”)
(Ben Oğuz abinin gidişine üzgün bir tavırla arkasından koşarken sesim de yükselerek arşa değer: “Ama hep iyi niyetliyim bütün oyunlarda. Küçükken bile bahçeye kaçan topları hep ben alırdım mahallede!”)
  Artık büyüdük sanırım. Ne zamandan beri iyiyle kötüyü ayırt edemez olduk? Çocukken daha mı saftık? Hayatın ortasında bir yerlerde küçücük çocuklar gibi saf durabilmek gerçekten imkansız. Kirlendik, pislendik, çamur oldu üstümüz başımız. Ve artık bağırıp kapıyı açtıracağımız bir annemiz de yok yakınlarda. Gecenin zifiri karanlığında korksak bile hain canavarlardan ve canımızı acıtanların sürekli girip çıktıkları rüyalardan; kendi başımıza uyumaya devam etmeliyiz artık. (Ben ağır adımlarla geri geri giderken sesim de kısılarak kaybolur: “Bunların hepsi yüz yıl önce, yer altındayken…”) (Ve arabalar bir anda, sanki hiç olmamışlar gibi kaybolur. Geriye her zamanki gibi kimsenin aşamadığı bir duvar kalır. O duvar üstünüze yıkılır. Sonunda kol kırılır yen içinde kalır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder