1.04.2015

Acele Etmeden Yürüyeceğim Fakat Korkarım Ki Bir Kaybolup Bir Belireceğim; Tümden Gelenlere Yol Vermekten Tüme Varamadan Göçüp Gideceğim

Sağlı sollu zikzak çizmiş ışıklar yükseliyor şehrin kaldırımlarından. Belediye tasarruf etmiş; metalden, kablodan, lambadan ve ışıktan. Karanlıkta kalan tek bir yer bile gözükmüyor, ben geçerken yanlarından. Belediye tasarruf etmemiş mühendisten, müdürden ve çalışanlarından. Yalnızım ve yürüyorum. Kararlıyım; bu hayatı sakin adımlarla geçeceğim. Acelem yok, daha yirmi altımı bitirmedim. Ama korkuyorum her köşe başından. Tümden geliyorlar çünkü üzerime; genel yargılarını tükürüyorlar, geçerken yüzüme. Çok kalabalıklar. Korkuyorum; dayanamamaktan. Ve korkuyorum; incinecek duygularım. Beni ayakta tutan yanlarımda ağrılar beliriyor her gece; sırtım ağrıyor, bacaklarım ağrıyor ve beynimin içi sızlıyor. Çok kalabalıklar; alıp götürecekler beni. Sanki tümü bir ve tümü düşüncesiz. Köşe başlarından dönmemi bekliyorlar, durmamı ve ara vermemi istiyorlar. Hatta bir süre onlarla birlikte acele etmemi… Öyle temelsiz hayalleri var ki! Anlatsam burada, inanmazsınız. (Belki de hemen benimser ve beni yadırgarsınız.) Çok da tutarsızlar; haftanın beş günü çalışıyor ama en çok pazartesilerden nefret ediyorlar. (Böyle atıp tutuyorum ama belki siz de onlardansınız.) Oysa ben başlangıçları seviyorum; bitişleri değil. Yeni bir gün başlıyor, yeni bir hafta. Ya da yeni bir film başlıyor, yeni bir kitap. Öyle nefret ediyorum ki bitişlerden; günler bitmesin diye uyumuyorum geceleri. Haftalar biterken ben hüzünleniyorum. Ama daha kalabalıklar onlar, tümden geliyorlar ve çok acımasızlar. Kendi hallerinde gözüküyorlar. En çok bu acıtmaz mı insanı? Kayıtsızlıkları ve bencil yargıları… Tutarsızlıkları ve hep-benci varlıkları… Oku ve sev. Düşün ve öl zamanı gelince. Acelem yok işte. Zamanı gelecek hepsinin; zaman kavramını yitirince. Kalabalıklar dedim ya, ve acımasız bir kayıtsızlıkları var onların. Yanımdan geçip hayatlarına devam ederken düşünmezler bir an, sonra ben onların yerine de düşünmek zorunda kalırım; hem de imla kurallarına uyarak düşünmeye çalışırım. Ben çok zorluyorum kendimi, tümden gitmemek için. Her ne kadar yargılasam da onları -onların da beni yargıladıkları gibi- ben arada duruyorum ve anlamaya çalışıyorum hepsini. Onlarla beraber yolumun tersi istikametinde koşuyorum bir süre. Alışıyorum sonra onlara. Yoluma geri dönmekte zorlanıyorum, dümdüz koşmaya devam ediyor onlarsa. Bizim gibi ol diyorlar, gel bak koşalım kayıtsızca ve unutalım geçmişi, sen biraz geriden gel ama yoldaş sanmasınlar bizi. Ben ayak uydurmaya çalıştıkça daha çok kısalıyor boyum, ayaklarım kırılıyorlar; yürüyemiyorum. Bir süre direnmeye çalışsam da sonunda çaresiz hepsine yol veriyorum. İşte böyle zamanlarda duruluyor ve sessizliği duyumsuyorum. Bana hava gerek, su gerek; nefes almam gerek benim. Hayallerim temelsiz değiller fakat arada onları da beslemeliyim. Acelesiz yürürken iz bırakmak istiyorum şehrin duvarlarında. Belki tümden koşarak gelen biri tümden durur bir an, bakar ve gülümser bir duvar yazısına. Sonunda beni de içlerine alıp götürmelerinden korktuğum bir günün gecesinde, dayanamayıp, belediyenin zikzaklar çizerek kaldırımlardan çıkardığı sokak lambalarından birine bağlayacağım kendimi. Ama karar veremiyorum. Solda mı beklemeli, sağda mı beklemeli?
Eser: Blek Le Rat

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder