22.02.2015

Anne Olmayı İstemeyen Kadın, Seni Anlıyorum

  Son sürat dibe vurduğunuzda –doğanın etkiye karşı her zaman vermiş olduğu tepki kuvveti sayesinde olacak- kendinizi dimdik ve çok güçlü hissedersiniz. Bu güç, yaşadıklarınızdan veya yapamadıklarınızın baskısından kaynaklanır, fakat ne yaşadıklarınızı unutturur ne de yapamadıklarınızı gerçekleştirmeniz için size destek olur.  Bu öyle bir güçtür ki; size, normal hayatlarınızda aklınıza dahi gelmeyecek pek çok durumu yaşayabilme ve imkansız görünen pek çok olayı gerçekleştirebilme yetisi kazandırır. Her kötü olayın arkasında iyi olaylar gizli olduğu gibi, her iyi olayın arkasında da kötü olaylar vardır. Sadece, insanlar her zaman bunları göremezler. Hala yaşıyor ve nefes alabiliyorsak; bu, mucizelerin bitmediğine delalettir.
  “Yaşamak istiyor musunuz,” diye sormuyorlar. Sadece nefes alıyor olduğumuz için bile şükretmemizi istiyorlar. Haşa; bir inkar ya da sitem halinde değilim. Benim derdim başkalarıyla ve o başkalarının dış dünyaya karşı, içlerinde derin bir biçimde hissettikleri duyarsızlığın içi boş küreleriyle.
  “Nasılsın,” diye sordu bir ibne.
  “Çürüyorum,” dedi bir başkası.
  İçi boş kürelerimizin içinde, dünyaya karşı durduğumuz aşırı bir duyarsızlıkla çürüyoruz.
  “Bizim sektör öyle çünkü: işinden zevk almıyorsan, işini doğru yapıyorsun demektir; onlar buna dikkat ederler,” diye devam etti sözüne.
  Saçları uzun, yüzünde ağır bir makyaj… Sanki her an ‘tatlım bu gece nasılsın bakalım,’ diye soracakmış gibi; korkuyorum. Su fobisi varmış diğer ibnenin. ‘O nasıl bir şey lan öyle,’ demeyin; öyleymiş işte. İçinde yaşadığımız bu hayat böyle; her şeyden korkmamız gerektiğini öğretirler en başta: okuyamamaktan kork, ibnelerden kork, pezevenklerden kork, gece dışarıda dolaşmaktan kork, uyuyamamaktan ve uyanamamaktan kork, karşı gelmekten kork, taraflı davranmaktan kork, tarafsız olmaktan kork, istediğin şeyleri yapma dürtüsünden kork, evlenmekten kork, yalnız kalmaktan kork…  
  Film ortalama doksan dört dakika; festivallere hazırlanıyor. İçinde korktuğumuz tüm öğeleri barındırıyor. Böyle filmler ödül alır festivallerde, korkularımızla yüzleşmekten çekinmemeyi gösterme kaygısı taşıyan filmler. Dedim ya, en başında her şeyden korkarak başlıyoruz hayata; sonraları, yüzleştiğimiz tüm korkularımızı atlattığımız yanılgısına kapılarak devam ediyoruz yaşamaya. Ve her bir korku tekrar karşımıza çıkana kadar fark etmiyoruz; korktuğumuz her şey başımıza gelecek, böyle yaşamaya devam edersek. Ve bilmiyoruz ki; başımıza gelen hiç bir şey bizi yıkmaya yetmeyecek. Yıkılmayacak olmayı düşünmeniz, rahatlatmasın içinizi; yara almayacak ve yıkılmaktan beter bir yıkılmanın eşiğine gelme durumunu yaşamayacak değiliz. Hiçbir şeyin sonunu getiremeyen bir nesiliz biz, üstelik her şeyin farkında olup da hiçbir şeyin sonunu göremeyen. Biz, yaşadıkça ve yaşlandıkça, dünyanın çekilmezlik katsayısını arttıracak bir nesiliz. Tek sorunumuz –birçok film ve kitaba da konu olan- tüketme çılgınlığımız değil. Neyi niçin tükettiğimizi, nefesimizi nelere harcadığımızı, kalemimizi ne için kağıda götürdüğümüzü bilemiyoruz. En başında, yaşamaktan korkutulmuş, bu hayatın –gerçek dünya diye tabir edilen bu hayatın- yaşanmaz bir yer olduğunu, onu yaşanmaz bir yer haline getirenlerden öğrenmişiz.
  Seni anlıyorum, anne olmayı istemeyen kadın, kadının en önemli dürtüsüne sırf bu hayata yeni bir kurban getirmemek için karşı çıkan kadın. Seni anlıyorum; fakat sana katılmıyorum. Umudum olduğu için, o iğrenç sesimle arada şarkılar söylüyor, kalem tutan elimle bir şeyler anlatmaya çalışıyorum; fakat seni anlıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder